İşte hafta başlangıcı için gerçek bir motivasyon.
Filenin Sultanları yine şampiyon.
Elbette insan önce sonucu görüyor. Final, skor, kupa, kutlama…
Benim aklıma ise başka bir soru var. Bir başarı ne zaman gerçekten sürdürülebilir hale gelir?
Başarıyı bir kez yakalayabilirsiniz. Çok iyi hazırlanmış olabilirsiniz. Doğru oyuncular, doğru teknik ekip, doğru zamanlama bir araya gelmiş olabilir. Bunların hepsi zaten başarının parçası.
Ama tekrar kazanıyorsanız, artık sadece sonuçtan söz etmiyoruz demektir. Orada başka bir şey var demektir. Bir yapı vardır. Bir seçim biçimi vardır. Bir çalışma disiplini vardır. Ve muhtemelen en önemlisi, başarı birkaç kişinin omzunda taşınmıyordur.
İş hayatında da en çok karıştırdığımız konulardan biri de bu bence. Sonucu, sistem zannediyoruz. Bir şirket büyüyor, “sistem kuruldu” diyoruz. Bir satış ekibi rekor kırıyor, “model çalışıyor” diyoruz.
Bir yönetici çok başarılı sonuçlar alıyor, “iyi lider” diyoruz. Belki öyledir. Ama belki de çok güçlü birkaç insan, yapının bütün açıklarını kapatıyordur. Bunu anlamanın yolu biraz zaman geçmesini beklemek.
Aynı başarı tekrar geliyor mu? İyi insanlar ayrıldığında yapı hala çalışıyor mu? Yeni gelen biri sisteme girdiğinde gelişebiliyor mu? Bilgi gerçekten aktarılıyor mu, yoksa belli insanların kafasında mı duruyor?
En önemlisi, Bugünün başarısı yaşanırken yarının insanları da hazırlanıyor mu? Ben sürdürülebilirliğin asıl testinin burada olduğunu düşünüyorum.
Türkiye kadın voleybolunda bugün dikkatimi çeken taraflardan biri tam da bu.
Bir tarafta A Milli Takım, 2023’ten sonra 2026’da da Avrupa şampiyonu oluyor.
U17 Kız Milli Takımı daha birkaç hafta önce Dünya ikincisi oldu.
U18 Kız Milli Takımı 2025 Avrupa Gençlik Olimpik Yaz Festivali’ni şampiyon tamamladı. 2026 Avrupa Şampiyonası’nda ise grup aşamasını yedi maçta yedi galibiyetle bitirip finale kadar çıktı.
Bence sürdürülebilirlik dediğimiz şey biraz da böyle görünüyor. Bugünün başarılı oyuncularını mümkün olduğunca uzun süre sahada tutmak değil yalnızca.
Bence iş dünyasının en çok düşünmesi gereken taraf da burada başlıyor.
Çünkü herkes “insan yetiştirmekten” söz ediyor. Ama insan yetiştirmek, eğitim vermekle bitmiyor. Hatta bence asıl mesele eğitimden sonra başlıyor. O kişiye gerçekten alan açıyor muyuz? Karar vermesine izin veriyor muyuz?
Hata yaptığında hemen direksiyonu elinden mi alıyoruz?
Bilgiyi paylaşıyor muyuz, yoksa vazgeçilmez kalmak için kendimizde mi tutuyoruz?
Bence bunlar insan yetiştirip yetiştirmediğinizi eğitim saatlerinden çok daha iyi anlatıyor.
Çünkü bir insanı yetiştirmenin sonunda çok basit ama pek de kolay olmayan bir sonuç ortaya çıkıyor.
Size daha az ihtiyaç duyuluyor.
Eğer siz çekildiğiniz anda bütün yapı dağılıyorsa, orada çok güçlü bir lider olabilir. Ama güçlü bir sistem olduğundan emin değilim.
Bir kez kazanmak başarıdır.
Tekrar kazanmak sistemin gücüne dair bir işarettir.
Sizden sonra kazanabilecek insanları yetiştirmek ise kültürdür.
Ve ister spor takımı, ister şirket, ister küçük bir ekip yönetiyor olun, belki de gerçek başarıyı şu soruyla ölçmek gerekiyor,
Ben bugün ne kazandım değil; benden sonra kazanabilecek ne bıraktım?
Tebrikler Filenin Sultanları.